Arguvandan

Osmanlı Döneminde Keban ve Ergani Maden İşletmeleri ve Çevre

Madencilik, tarihin her döneminde çevrenin kirlenmesine, doğanın yok olmasına neden olmuştur. Toprağın altındaki değerleri çıkarmak, ekonomiye kazandırmak için toprağın üstünde, insanların yaşam alanlarını, üretim alanlarını ve doğasının tahrip edilmesine ve hatta maden kazalarında insanların hayatını kaybetmesine yöneticiler göz yummuşlardır.

Osmanlı Döneminde Keban ve Ergani Maden İşletmelerinde bakır cevherinden elde edilmekteydi. Bakır cevherlerinin içinde önemli oranda altın ve gümüş bulunmaktaydı.  Bu cevher % 20-30 bakır, % 30 kükürt, % 40 demir içermekteydi. Madencilik sektöründe çok büyük iş gücüne ihtiyaç vardı. Bahsedilen dönemlerde ustalar, ustabaşları, tabhiye (cevheri fırınlara dizen kişi), kal ağası  (cevherin tabhiye işlemine nezaret eden kişi), maden amelesi (maden işçisi ), lağımcılar (maden kuyularında kanalları temizleyen kişiler), taşçılar (maden ocaklarında maden kazan işçiler), tenekeciler (maden kuyularında maden cevherlerini ve taşı toprağı dışarı çıkaran işçiler bunlara harfiyatçılar veya kuyucular da denilmektedir.), dolapçılar (maden ocaklarında maden cevherlerini dolapları at ve eşek yardımı ile yer yüzüne çıkaran işçiler), Arayıcılar (maden olması muhtemel yerleri arayıp bulan, kuyu kazan, kazdıran kişiler), körükçüler (maden fırınlarını yakan kişiler),   her maden sahasında bulunması zorunlu meslek dallarından bazıları. Bu meslek dallarında çalışan işçilerin çok büyük bölümü vasıflı işçilerdir. Bahsedilen yıllarda Ergani ve Keban madenlerinde çalıştırılmak üzere her yıl 500 civarında vasıflı işçiyi Gümüşhane ve karadeniz bölgesinden getirdikleri, bölgeden ise  ancak 100 kadar kişiye iş verdikleri bilinmektedir.

Maden şirketleri, bölge halkına işsize iş vereceğiz, size yol yapacağız, köyünüzü, kasabanızı kalkındıracağız, derken hiç samimi değiller. Madencilerin, çevreyi kirletmeyecekleri, doğal yaşam alanlarını koruyacakları söylemleri de inandırıcı olmamaktadır.

1800’lü yıllarda maden ocaklarında maden cevherlerini eritmede yalnızca meşe ağaçlarından yapılan kömür kullanılmaktaydı. Yoğun kış şartlarında, dağlardan odun kesmek ve taşımak güçlükleri nedeniyle madencilik çalışmaları yılda  yedi yedi buçuk ay yapılırdı. Maden ocaklarında kimyasalların çok fazla kullanılmamasına rağmen çevre ve doğa büyük oranda tahrip ediliyordu. Ergani ve Keban çevresinde, yaya olarak 14 saatlik mesafelere kadar, tüm ormanlar kesilmiş, dağlar çıplak kalmış, doğa tahrip edilmiştir.

Günümüzde Ergani ve Keban’ı çevreleyen ilçelerin, illerin toprak yapısı, dağlarının çıplak olması, muhtemelen maden ocaklarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Günümüzde maden işletmelerinde kullanılan kimyasalların doğaya vereceği tahribatı düşünmek dahi istemiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir