Arguvandan

Haklı Olmak Yetmiyor

Cumhuriyetin ilk yıllarında, iş gücünün az olduğu, kişi başına düşen milli gelirin ise düşük olduğu yıllarla ilgili bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Karın tokluğuna çalışan üstüne az bi ücret alan insanlara o dönemde hizmetkar denilirmiş.

Hizmetkarlar da iş ve çalışma zamanında sınırlama yokmuş. Yapılması gereken her işi yapar, yıl içerisinde ürettikleri ürünlerden de çok az miktarda ürün veya karşılığı para alırlarmış.

Hizmetkarların, ücret talebinde  bulunma şansı olmadığı gibi ağanın vicdanına göre verdiği ücrete razı olurlarmış.

Anlatmak istediğim hikaye ise 1940’lı yıllarda başlayıp, günümüze kadar  gelen yaşanmış bir hikayedir.

Ağanın yanına yerleşen bir hizmetkar, zamanla diğer akrabalarını da aynı köye aldırır. Aynı kabileden bir çok kişinin aynı köyde, birkaç toprak sahibinin yanında hizmetkar olarak çalışmaya başlamasıyla köydeki kontrolünü kaybeden toprak sahipleri rahatsız olurlar.

Toprak sahipleri, kendi topraklarının tapulu olmadığından korkar ve zamanla  artan hizmetkar sayısının başına bela olacağını düşünür.

Toprak sahiplerinden biri hizmetkarları başka yere göndermeyi düşünürken aklına komşu köyün arazisinin tapusuz ve hazine malı olduğu gelir.

Komşu köyün arazisini işgal etmeleri halinde, kendisinin de yardım edeceğini ve zamanla kendi topraklarının olacağını, hatta kendi köylerini dahi kurabileceklerine hizmetkarları inandırır.

Arazi bakımından büyük, ancak nüfus bakımından az olan ve arazisini koruyacak birlik ve beraberliği göstermeyen köyün arazisi 1955 yılında hizmetkarlar tarafından işgal edilir.

Tarlalar, işgalciler tarafından işlenmeye, evler yapılmaya ve köy kurulmaya başlanır.

Köylü, arazisini fiilen korumak içinde  birlikteliği sağlayamaz. Sahip olduğu araziyi güç kullanarak koruyamazlar.

Köylüler ise arazinin kendi köylerine ait olduğunu iddia ederek olayı mahkemeye taşırlar.

İşgalci hizmetkarlar, kendilerinin de bu ülkenin vatandaşı olduğunu, kimsenin arazisine tecavüz etmediklerini, hazineye ait araziyi ücreti karşılığında Milli Emlak’tan yıllık kiralayarak işlemek istediklerini ifade ederler. Dava sürerken hizmetkarlar hazine topraklarını işlemeye de devam ederler. Yıllar, yılları kovalar, mahkemeler, keşifler, bilirkişi raporları bir birini takip eder. Ancak mülk sahibi köylü istediği sonucu alamaz.

Bu dünyada, her şey hukuk kuralları içerisinde işlemediği gibi, bahsi geçen köyde de işlemez. Bazen ilk kalkan, bazen ilk vuran kazanır, fiilen hakim olan zamanla da hukuken sahip olmanın bir yolunu bulabiliyor ya da sürüncemede bırakarak çok uzun yıllar araziyi kullanarak getirisinden faydalanabiliyor.

İnsanlar, sahip oldukları mülklerine ya da haklarına tecavüz olduğu zaman anında gerekli savunmayı göstermesi gerekiyor. İşgalcilere, gerekli tepkiyi olması gereken yer, zaman ve şiddette göstermeyenler anasının ak sütü gibi helal olan mülküne, işgalciden izin alarak gitmek zorunda kalabiliyorlar. 

Bu benim malım demekle olmuyor, “Sahipsiz mal olsa, dağ taş mal olur”derlerdi atalarımız.  Hakkını koruma zaafiyetine düşenlerin, haklı olmaları yetmiyor,  aslında o hakkını geri alabilmek için zaman zaman daha büyük bedeller ödemekle karşı karşıya kalabiliyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir